İnsan hep gerçeği arar. Var oluşu anlam kazanmak zorundadır. Gerçeği bilmek ister. Ve ortaya koyduğu her teoride mutlaka bazı tanımlamalara ihtiyaç duyar doğal olarak.
Bütün tanımlamalarına akılla yorumlamadan önce duyularıyla ulaşmaya çalışır. Gözüyle gördüğüyle tanımlar. Duyduğunu tanımlar. Dokunduğunu, kokladığını, tattığını tanımlar.
Fizyolojik yapısı gereği bütün duyularımız aynı anda çalışır. Bazen her bir koldan aynı anda deneriz birşeyleri tanımlamayı...
Bazen de tek bir duyumuza odaklanmak isteriz. Gözlerimizi kapabiliriz, duyduklarımızı yok sayabiliriz, ellerimiz ceplerimizde, yutkunmayız... Nefes bile almayı erteleyebiliriz kısa bir süreliğine. Bazı performanslar sadece görerek ya da duyarak tanımlamak isteyebileceğimiz anlardan ibaret bazen. O yüzden "nefesimiz kesildi" diye tanımlamaya çalıştığımız o kısa anlar kıymetlidir belki de...
İşte o an - elbette ki farkında olmadan - gerçekten özlemekten kaçamayacağı şeyleri barındırıyorsa daha fazla zamana ihtiyaç duyabilir insan; nefes almayı erteleyemeyeceği kadar uzun bir süreye.
Belki de o sebepten sevdiğinin kokusu, en güzel kokudur. O yüzden aklına geldikçe burnu titrer insanın.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder