27 Mart 2010 Cumartesi

olmasın

olmasın
her sabah ayrı bir keder,
verecekse gül cemalinden payıma düşeni,
senin olduğun yerde ay...

sabahın perdesini araladığımda,
madalyonun diğer yüzüyse göremediğim,
ve gölgeleri tüllerin beyazını boğuyorsa,
güneşinle el birliğiyle,
bugün şafak atmasın...

yarım, yarımımdan habersizken,
burada isem,
meydansız şehirlerin dumansız akşamları,
yitmesin...

Sır

Sır, gitmekle kalmak arasında - gidenle kalan arasında - dır, böyle olmalıdır. Giden gitmekten, kalan kalmaktan vazgecerse, sır kök salar. Her bir kök, her gün güneşi keşfetmek için asileşir... Bi' çıkarırsa başını, yeni sırlara tohumlanmaz da, her tohumda toprak altındaki yüzünü gösterir, - o vakit - sır yeni sırdaş edinir. Yeni sırdaş ne gidendir ne kalan. Sır sır değildir o an...

7 Mart 2010 Pazar

Sırlar ve Sınırlar

Sınırlarımın ötesinde yemyeşil ağaçları vardı memleketimin;
Sınırlarımın içindeki yeşillerden uzak…
Bir ağacın gölgesi, diğerininkine değmiyor burada…
Onların sınırları var… Ağaçların…

Kuşları var ağaçların,
Eteklerindeki kelebekler gibi güzel bir kızın...
Kuşlar ağaçlara yalan söylüyor bu mevsimde,
Ağaçlar güzel baharların tohumlarına gebe…

Rüzgârları var kuşların… Yükseldikçe arkadaş ufuklarına,
Kıskanç ve haşarı dalgaları gibi kız kulesinin…
Fısıldamaları minicik kulaklarında, mayhoş tınıları,
Motor seslerinde damlacık pırıltıları…

Sınırları var ağaçların…
Ne güzel bir kızın eteklerinde yeri var,
Ne de kız kulesinin ayak bileklerinde…

Bir yolculuk hayallerinde,
Nereye saklayacaklarını düşünmeden sırlarını,
Ve ne zaman zorlayacaklarını bilmeden sınırlarını…

Onların sırları var… Ağaçların…
Yeşillerindeki hayatın alelade bir açıklaması olamaz,
Ve toprağa olan sevdalarının herhangi bir karşılığı…
Peki ya, ışığa olan zaaflarının bir sonu var mı?

Bu kadar güçlü olmalarının,
Kuşları terk edememelerinin,
Bir sırrı olmalı…

Her sır bir ayrılık,
Her sır bir karanlık,
Her sır biraz daha soğuk,
Her sır biraz daha üzer…

Bir sır, bin sınır çizer…