26 Aralık 2010 Pazar

14 Aralık 2010 Salı

lodos

ben senden geçmedim,
ben düştüm senden.
ne korkulukların vard,
ne de beni üzerinde tutacak kolların.
düştüm şimdi ben!
bu da lodosa armağan,
geçemedim köprüden...

30 Ekim 2010 Cumartesi

O

Bir yıldız o, kaydı,
Ömür o günleri mahşerden saydı,
Bir ömür yahut bir gündü,
Dönüp baktım aynaya,
Ruhum şendi...

25 Ekim 2010 Pazartesi

zaman

madalyonun iki yüzü,
kim işlemiş tersi düzü?
benim içimden geçenler değil,
zaman söyler gündüzü...

20 Ekim 2010 Çarşamba

lazım...

Eskimiş hayalleri,
Yosun tutmuş yakamozları,
Yazıp çizip umutları,
Değiştirmek lazım.

Güneş bile her gün,
Başka yerden doğuyorken,
Başka kucaklıyorken dünyayı,
Gölgelerim aynı olsun diye,
Eğilip bükülmemek lazım.

Kuşlar bile göçüyor,
Geri dönüyorlar gerçi,
Dönmeyenler vardır elbet,
Deli olup sevmek lazım...

18 Ekim 2010 Pazartesi

yak gitsin...

Tarifsizim,
Küllerindeyse huzur,
Yak gitsin...
Sıradan artık,
Vapur düdüğü...

Ve Galata...
O başını göğe dikmiş,
Sevgilisi merdivende,
Yolu yokuş bilip gitmiş...
Kuleli'nin ışıkları,
Ve kuşların gölgeleri,
Geç vakitte yokuşları,
Tekme tokat dövüp gitmiş...

16 Ekim 2010 Cumartesi

fındık kabuğu

yoğrulmuştu;
fındık kabuğu,
yoğuranın elleri yaralı...

sanırdı,
fındığın içi kadar,
dışı da yumuşaktı...

susuzluk değil,
bu denli sert yapan,
kabukları.

zira,
içi de,
yumuşak değildi -belki-.

yalın ayaklı,
on alay aklı,
anlayamadı,
nasıl meraktı...

14 Ekim 2010 Perşembe

daha...

şimdi sorsam
yarın cevap verebilir miyim kendime?
sabrım,
merakımın hakimi olmalı bu gece...

bu sefer nasıl?
bu sefer neden?
bu sefer...
kaç sefer daha?

2 Ağustos 2010 Pazartesi

bulanık

Salıncakların ipleri kopmuş.
Ayakta yolcular, uzakta bakışlar.
Duvarların ardında, biçimsiz yarışlar...
Yarın gelir de ben neylerim,
şarkıların ezgileri, yüreğimi avuçlar...

Yol yukarı, gök aşağı bakar,
bu masalın sonunda,
bilmem nereye varışlar...

Kaşık bilir yolunu,
ellerin uğraşı boşuna.
Gönül bilir işini,
deniz engin, deniz mavi, denizler derya...

1 Mayıs 2010 Cumartesi

---

Basmayın diye ayakkabılarınızla,
Çekmeyin diye fotoğraflarını,
Girmeyin diye ıssız sokaklarıma...
Kapattım ışıklarını,
Bir perde çektim ay ışığına.
Oyunlar oynayan çocukları evlerine,
Cıvıl cıvıl kuşları ağaçlarına kovaladım...
Sabah olana dek,
Sakladım caddelerimi...

Başka ışıkların gölgelerinde,
Zamanla kolkola,
Yıldızlarla gözgözeyim artık.

Sırlarımla dünlerimde,
Şiirlerimle bugünlerimde,
Arzularımla denizlerimde yol alıyor,
Rüzgarlar ekiyor,
Fırtınalar güdüyorum...

Şimdi rehbersiz iz sürüyor,
Mayınsız patlıyorum...
Kayboldum caddelerimde...

27 Mart 2010 Cumartesi

olmasın

olmasın
her sabah ayrı bir keder,
verecekse gül cemalinden payıma düşeni,
senin olduğun yerde ay...

sabahın perdesini araladığımda,
madalyonun diğer yüzüyse göremediğim,
ve gölgeleri tüllerin beyazını boğuyorsa,
güneşinle el birliğiyle,
bugün şafak atmasın...

yarım, yarımımdan habersizken,
burada isem,
meydansız şehirlerin dumansız akşamları,
yitmesin...

Sır

Sır, gitmekle kalmak arasında - gidenle kalan arasında - dır, böyle olmalıdır. Giden gitmekten, kalan kalmaktan vazgecerse, sır kök salar. Her bir kök, her gün güneşi keşfetmek için asileşir... Bi' çıkarırsa başını, yeni sırlara tohumlanmaz da, her tohumda toprak altındaki yüzünü gösterir, - o vakit - sır yeni sırdaş edinir. Yeni sırdaş ne gidendir ne kalan. Sır sır değildir o an...

7 Mart 2010 Pazar

Sırlar ve Sınırlar

Sınırlarımın ötesinde yemyeşil ağaçları vardı memleketimin;
Sınırlarımın içindeki yeşillerden uzak…
Bir ağacın gölgesi, diğerininkine değmiyor burada…
Onların sınırları var… Ağaçların…

Kuşları var ağaçların,
Eteklerindeki kelebekler gibi güzel bir kızın...
Kuşlar ağaçlara yalan söylüyor bu mevsimde,
Ağaçlar güzel baharların tohumlarına gebe…

Rüzgârları var kuşların… Yükseldikçe arkadaş ufuklarına,
Kıskanç ve haşarı dalgaları gibi kız kulesinin…
Fısıldamaları minicik kulaklarında, mayhoş tınıları,
Motor seslerinde damlacık pırıltıları…

Sınırları var ağaçların…
Ne güzel bir kızın eteklerinde yeri var,
Ne de kız kulesinin ayak bileklerinde…

Bir yolculuk hayallerinde,
Nereye saklayacaklarını düşünmeden sırlarını,
Ve ne zaman zorlayacaklarını bilmeden sınırlarını…

Onların sırları var… Ağaçların…
Yeşillerindeki hayatın alelade bir açıklaması olamaz,
Ve toprağa olan sevdalarının herhangi bir karşılığı…
Peki ya, ışığa olan zaaflarının bir sonu var mı?

Bu kadar güçlü olmalarının,
Kuşları terk edememelerinin,
Bir sırrı olmalı…

Her sır bir ayrılık,
Her sır bir karanlık,
Her sır biraz daha soğuk,
Her sır biraz daha üzer…

Bir sır, bin sınır çizer…

27 Şubat 2010 Cumartesi

Nereye...

Ritmi bozuk bir trafik ışığının,
Salkım saçak gölgesinde
Yere yakın uçan martılar gibi
Sıfıra yaklaşan bir çizgi hayat...

Sabah çiği düşmüş camına
Dünyamın ufuklarını resmettiğim,
Ve sergilediğim her çizgimi,
Her çiğde adını yazdığım vitrinin...

Bir nota o,
Bir yarış,
Bir kelebekten öğrendim ben,
Nedir bu acele, nereye varış...



(10.11.2009)

24 Ocak 2010 Pazar

şimdi

umudum gözyaşlarımda saklı
bu bir yol, bir tartı
nefesim havanın neminde,
nefesin bensiz...
bir son bulur gidişim,
saman alevinden bir günde...

güneşsiz kırların üstü hep örtülü,
ve baharım gelecek karlar eridiğinde.
sıcacık güneşe göğüs gerdiğim o günde,
o en verimli yokuşun zirvesinde...

avazım çıktığı kadar üşüyorum şimdi,
sevimsiz ve elverişsiz bir tünelin,
bilmiyorum kaçıncı dönemeçinde...

limanlara kucak açacağım,
ve bir çiçek gibi solmayı arzulayacağım belki,
yeni bir tohuma gebe,
taze...

bugünlerim hep bir ağız...
marşlarla, ıslıklarlarla,
ışıklarla yürüyorum...

ve şimdi,
yek uyanışları,
son başkaldırışları göz kapaklarımın...
ilk farkedişleri,
son keşfedişleri ellerimin duvarlarımı...